Birgün-Röportaj

Birgün-Röportaj


"Karagüneş kimdir, nasıl doğdu?
Karagüneş 1997´de Ankara´da kurulan bir grup. Müzik çalışmalarına da Ankara´da başladı. Fakat gezgin bir grup diye tanımlayabiliriz Karagüneşi. Zaten ilk kurulduğumuz andan itibaren grup elemanları Samsun, Ankara, Antalya, İzmir de yaşıyordu ve Ankara´ya gelmeleriyle maceramız başlamış oldu. 3 sene kadarda orada kaldık. Sürekli gezerek müzik yapan ve yaptıklarımızı an içinde insanlar paylaşan, sokakta, otobüste, metroda aklınıza gelebilecek heryerde müzik yapan bir grup.

Karagüneş´in anlamı ne ?

Karagüneş aslında bizim bir şarkımızdı. ilk önce amargi adıyla başladık, amargi özgürlük anlamına geliyor sümercede. Sonra parçanın adını koymaya kara verdik. Karagüneş, daha çok imkansız gibi görünen şeylere dair düşünsel uyanışları ifade ediyor.

Grup kaç yıldır var?

Neredeyse 10 yılı tamamladık. Gezginlerden oluşan bir grup olduğumuz için sürekli insanları bir yerde bulmak zor. O yüzden kadro sürekli değişiyor. Farklı gruplarla ortak dayanışma içersinde haraket ediyoruz. Bu gruplar arasında Siyasiyabent var, Hariçten Gazelciler de, Çamur da var, Saydam´da.

Bildiğim kadarıyla yapmış olduğunuz demolar var. Bir albüm çalışmanız oldu mu?

Şimdiye kadar 3 demo uyarladık kendi çabalarımızla. O demoları yine kendi çabalarımızla sokakta insanlara ulaştırdık. Şuan hazırda anlaştığımız bir şirket ve çalıştığımız bir yer olmadığı için ürünlerimizi kendi olanaklarımızla tanıtmaya uğraşıyoruz. Son altı aydır üzerine durduğumuz bir albüm çalışması yaptık, tamamen yeni parçalardan oluşan bir albüm çalışması oldu. Bu çalışmayı yakın zamanda insanlara ulaştırmayı düşünüyoruz.

Sokakta müzik nasıl doğdu sizin için ?

sokakta müzik bizim için yıllardır var. önceleri sadece gitar, perküsyonla birşeyler yapıyorduk Ankara´da, sonra en son iki sene önce bir izmir yolculuğumuz oldu siyasiyaben´din hemen ardından. Kardeşim Önder´le birlikte bir yolculuk yaptık. İzmirde 8 -9 ay kadar kaldık, İstanbul´a gelmeden önce, hepimiz santur çalmayı öğrendik ve santurla ilgili çeşitli çalışmalar yapmaya başladık sokakta. Bunlar çeşitli türkülerin uyarlanmaları, çeşitli beste çalışmalarıydı. Bir de santur insanların ilgisini çekiyordu, sesi etkileyici ve çok rahat iletişim kurma imkanı sunuyordu.

Beyoğlu´nda Tünel´de sizi sürekli dinliyoruz, gördük ki santur bir dinleyici açısından vazgeçilemeyecek birşey. Bununla ilgili nediyorsun? Sonuçta ben mesala ilk defa gördüm santuru.

Santur çok merak edilen bir enstrüman bizde çalarken sürekli aynı soruyla karşılaşıyoruz. Belki burdan söyleriz bir şekilde insanlara iletmiş oluruz. Bizim çaldığımız İran santuru, fakat farklı ülkelere ait farklı santurlar var. Hint, Yunan santuru var. Mantık aynı, sesleri biraz farklı, şekilleri farklı. Kanunın bir önceki hali gibi. İran santuru yaklaşık 1500 yıl önce yapılmış bir enstrüman. Yapan kişi de Ebu Yusuf Yakup İshak El-Kindi adında matematik profesörü aynı zamanda psikoloji ile ilgilenen biri. Bizde bunu yeni öğrendik, kardeşim bir karadeniz yolculuğu sırasında bir öğretim görevlisiyle tanışmış ve santur konusunda yaptığı bir araştırma konusunda böyle bir şey bulmuş. Gerçekten de öyle santur insanları dinlendiren kafalarını açan bir enstrüman. Sayemizde bir çok insana da santuru tanıtmış olduk. Bir çok insan santur çalmaya başladı bir çok grupta artık santur çalmaya başlayan müzisyenler var. Bu bir anlamda da güzel. Sonuçta içine kendine çeken ve kolay adapte olan bir enstrüman olduğu için farklı durumlarda da kullanılabilir. Biz işte çeşitli beste çalışmalarında sahnede kullanmayı denedik santuru, ayrıca sokakta santur çalmanın çok güzel bir tarafı var. Şimdi farklı şehirde müzik yapıyoruz mesela, İzmir de yaşayan iyi müzisyenleri, güzel insaları tanımamız onlarla tanışmamız, iletişim kurmamız en fazla bir haftamızı aldı. Bu da çok güzel bir şey, bir şehirde yaşıyan insanlar kendi komşularını bile tanımazken biz bir hafta içerisinde o şehirdeki bütün müzisyenlerle iletişim kurma inkanı bulmuş oluyoruz. Aynı zaman da hayatımızı devam ettirme olanağı sağlıyoruz. Bu şekilde bağımsızlığımızı koruyabiliyoruz, yani müzik olarak duruşumuzu korumaya çalışıyoruz bir şekilde.

İstanbul sokaklarında ne zamandan beridir varsınız?

İstanbul bizim için aslında çok uzun zamandır uğradığımız ama sürekli kaldığımız bir yer değil. 1 - 2 sene istanbul da kaldık. Özelikle tünelde Siyasiyabent´le çok iş yaptık.

Peki bu işleri yaparken, yani Beyoğlu´nda çalarken yaşadığınız sorunlar oldu mu?

Sokakta müzik yapmak ayrı bir sanat ayrı bir uğraş. Bir çok ayrıntısı var, başka bir çaba ve birçok şeyle mücadele etmek zorundasınız. Bunlardan en önemlileri de zabıta ve polis tabiki de. Sonuçta yaptığınız işin bir tanımı yok legal anlamda. O yüzden sürekli problem. Yaklaşık bir sene boyunca polislerle birbirimize isimlerimizle hitap ettik, artık yani bu noktaya kadar geldi. Bizi tanıyorlar, bizi biliyorlar nasıl bir iş çıkardığımızı, çaldığımız yerde tansiyonu nasıl güzelleştirdiğimizi de biliyorlar, ama sonuçta başka bir dertleri var. İnsanların kendilerini ifade etmelerinden rahatsızlar. Sokaklarda ciddi ciddi zorluklar yaşayan bir çok insanda var. Son dönemde özellikle artmış bir baskı var. Sokakta yaşayan yaşlı bir abi var gitar çalıyor, bu abimizi sokakta dövdüler ve gitarını kırdılar. Bir gecede içerde de kaldı. İki günde sokaklardan uzaklaştırdılar ama böyle şeyle hala yaşanıyor ve insanların yaptığımız müziği çok beğenmesine rağmen bu tip engellemelerle eninde zonunda karşılaşıyoruz.

Herşeye rağmen sokakta çalmaya devam ediyorsunuz, bunun sebepleri ne? Sokakta çalmanın duygusu ne ?

Sokakta çalmak mükemmel bir şey, birebir insanlarla iletişime geçmek güzel bir durum. Sonuçta sokak demek akıp giden bir şeyde makine demek. biliyorsunuz yani bir metroda bir yerde makine çalışmaya devam ediyor ve herkes işte sabah gitmekten mutsuz veya biryerlere giderken o sokakta biz akıp giden bu zamanı durdurmuş oluyoruz. yani makineleşmiş bir anın içersinde bir duraksatma yaratıyoruz.

Barda kapalı mekanlarda çalıyormusunuz?

Kapalı mekanlarda genelde konserler için çalıyoruz, sahneye çıkıyoruz. Orada başka enstrümanlar kullanıyoruz, orada sözlü parçalarımız var, davul var, ses sitemi var bambaşka bir duygu fakat bu bambaşka birşey.

Sokakta çalışan müzisyenleri, sanatçıları görüyorsunuz, sonuçta sizde sokaklarda var olmaya çalışanlardansınız. Peki yaşadığınız bu sorunlarla çözümler aradınızmı?

Sonuçta onlarında bizim gibi dertleri var, tabikide konuşuyoruz, neler olduğunu sorguluyoruz ama gerçek anlamda bir araya gelip birlikte bu sorunlar hakkında bir tavır koyma durumu açıkcası yok.

Siz sokak çalgıcıları ve sanatçıları olarak bir dergi, fanzin çıkarmayı düşündünüz mü dertlerinizi sorunlarınız anlatan?

Uzun zamandır düşündüğümüz bir şey. Bu konudaki dertlerimizi insanlara iletebilmek için bir araç. Bu cesaret isteyen bir iş, sokaklardaki insanlarla iletişime geçebilmek yaratım cesaretidir. Bu bizim ülkemizde neden hep birşekilde daraltılıyoruz sürekli birisi gelip ´yasak kardeşim´ demek zorunda mı? Şöyle bir ikilemde var; yabancılar geliyor sokaklarda müzik yapıyor hiç kimse sesini çıkarmıyor. Biz bu ülkenin sokağındayız yaşıyoruz, bize düşmanmışız gibi davranılıyor.Tabiki her zaman değil halden anlayan da var anlamayan da..İnsan olarak birbirini anlamayala başlıyor herşey yoksa ünüformaların dayırtık pantolonun da aslında hiç bir anlamı yok.

Sokak dinleyicisi çok farklı, bir bilet alıp bir tercih doğrultusunda gelmiyor oraya. Bu dinleyiciden aldığınız tepki nasıl?

Tamamen kendiliğinden gelişen ve oradaki insanların karşılıklı etkileşimlerinden çıkan bir durum var. Özellikle polis gelip dağıtmaya çalışınca biz artık bir şey söylemiyoruz. Çünkü insanlar bizim yerimize konuşmaya başlıyorlar. Yani dinleyicimiz bizi savunuyor, bu güzel birşey. Son zamanlarda gerçekten yorulduk hani artık konuşmaya bile isteğimiz yok, konuşamakta istemiyoruz. Ama bu insanlar kendilerinide bu durum içersinde gördükleri için sahipleniyorlar ve bizi savunuyorlar.

Sokakta çalmak için izin alınması gerekiyormuş. Bununla ilgili yaşadığınız sorunlar neler?

Sürekli gidin izin alın diyorlar, bizde hiç gidip izin almıyoruz. Öyle bir tarafı da var bu işin. Belediyeden birilerininde gelip dinlediği oldu, onlardan telefonlarını verenler de oldu arayın yardım edeyim size diye. Bizim yaptığımız anlık gelişen bir şey olduğu için o anda bizden etkilenip yaşadığı bir duygu olabilir o yüzden böyle olmuştur.

Son olarak söylemek istediğin neler?

Ben isterim ki müzisyenler, üreten insanlar bir araya gelsinler ve her türlü plak şirketlerinin de karşısında, sokakta da bir arada durabilsinler ve birlikte üretmenin yollarını bulsunlar. Çünkü herkes dert ediyor, herkes birşeyin karşısında ama kim gerçekten neyin yanında olduğunu yada ne olduğunu tanımlama konusunda bir fikre sahip . Neyin karşısında olduğumuzu artık iyi biliyoruz, çok net ortada artık üzerinde durmamız gereken şey biz kimiz ve birlikte nasıl üretebiliriz, nasıl paylaşalabiliriz bunun gerçekten yollarını zorlamak olduğunu düşünüyorum, yani bütün savaşlar ve olup biten dünyamızdaki gerçekler karşısında.

röportaj:Ufuk Koşar(Birgün gazetesi)

Tarih : 18.4.2015
Post a comment
Name and Surname:
E-Mail :
Message:
Maximum of 500 characters. 500 characters left.
Security Code:
Comments
No comments yet.
Kara Güneş April Tour 2018